Dini anlamda sağ ve sol neyi ifade eder?

“Sağ”ın evrensel bir kültür mirası haline gelerek genel olarak tercih edilmesinde ve “sol”a göre olumlu bir anlam muhtevasına erişmesinde nasıl bir hikmet olabilir? Bu yazıda, sağ ve sol kavramlarını farklı açılardan inceleyerek, söz konusu hikmete yönelik arayışlara katkı yapmaya çalışacağım.   

Farklı dillerdeki anlam birlikteliği

Doç. Dr. Sema Sandalcı “Eskiçağ’da ‘Sağ ve Sağ El’ Kavramının Taşıdığı Dinsel Anlam” başlıklı makalesinde, Antik Yunan, Hititler ve Antik Mezopotomya’da, sağın hep olumlu olarak değerlendirildiğini belirtmektedir. Örneğin, Eski Yunanca’da “deksios, deksia, deksion” kelimeleri, “sağ, sağ taraf” dışında “dürüst, şanslı, becerikli, usta, akıllı, zeki” gibi anlamları da içermektedir. Buna karşın, “aristeros, aristera, aristeron” kelimeleri ise “sol, sol taraf” anlamı dışında “uğursuz, beceriksiz” anlamına gelmektedir. Antik Mezopotamyalılarda da selamlaşmada ve yemede sağ el kullanılmış, sağ el yardımın, saflığın ve dürüstlüğün sembolü olmuştur.

Latince’de “sol” anlamına gelen “sinister” kelimesinden Fransızca’ya geçen sinistre “uğursuz” anlamına gelmektedir. Fransızca “sol” anlamındaki “gauche” “sakarlık, beceriksiz” gibi anlamları içerirken, “sağ” anlamındaki “droit” ise “doğru, sağlam” gibi olumlu anlamlara sahiptir. “Sağ” anlamına gelen, ancak “doğru, haklı, gerçek” gibi olumlu anlamları bulunan İngilizce’deki “right” ve Almanca’daki “recht” sözcüklerinin kökeni de, Latince’de “doğru, düz, sağ” anlamına gelen “rectus” kelimesine dayanmaktadır. “Reg”ülasyon da aynı kökten gelmekte olup, “düz”enleme anlamına gelmektedir. Left ise, Eski İngilizce’deki “lyft-zayıf” kelimesinden gelmektedir. Left-handed, “solak” anlamına geldiği gibi “acemi, sakar, düzenbaz” gibi anlamlarda da kullanılmaktadır.

Rusça’da da, “sağ” kavramı için “prav” ve türevleri kullanılır: Örneğin, bu kökten türemiş Rusların meşhur gazetesi Pravda “gerçek” anlamına gelir.

Urduca’da, Türkçe’de olduğu gibi önemli bir ada­mın yardımcısına “Desterast” (sağ kolu) denir.

Araplar sağ eli, kuvvet ve şerefin sembolü olarak görür, saygı gösterdikleri kimseleri, meclislerde sağ köşeye oturtur ve “sağ kolum” şeklinde vasıflandırırlardı. Ancak, sol eli zilletin sembolü olarak görürlerdi. Bir kimseyi mecliste sol tarafta oturturlar­sa, bu o kimseyi önemsiz gördükleri anlamına gelirdi. Gelecekteki bazı olayların, kuşların belli dönemlerdeki uçuş yönlerine bakılarak tahmin edilebileceğine inanırlardı. Eğer sağ yöne doğru uçmuşlarsa uğurlu gelecek, uçuş sola doğru ise uğursuz bir gelecek beklenirdi. 

Farsça “sol” anlamındaki çep, mecazî manada “aykırı, uğursuz” demektir. Ancak, Farsça “sağ” anlamındaki rast “doğru, düz, iyi” gibi olumlu anlamlara da gelir. Bu arada, Türkçe’de kullandığımız “çapraz” Farsça’da “çep+rast: sol sağ” kelimesinden alıntıdır. Kesişen çizgilerin ikisi de zıt yöne adeta biri sağa biri sola gitmektedir. 

Türkçe’de nasıl bir anlam yelpazesi var?

Türkçe’de de, birçok dilde olduğu gibi sağ olumlu bir anlama sahiptir. Sağ, “sayı” ve “saygı” kelimelerinin de geldiği “say-” kökünden gelmektedir.  Sağlık, sağlam, sağduyu, sağol, sağ salim, sağmal, sağlamak, sağalmak, sağaltmak vb. birçok pozitif kavram sağ ile ilintilenmiştir. Hayatta olana “sağ”, bir yere kazasız ulaşmaya “sağ salim gitmek”, dayanıklı şeylere veya sıhhatli kişilere “sağlam”, teşekkür için “sağol”, süt veren hayvanlara “sağmal”, süt almak için yapılan işe “sağmak”, iyileşmeye “sağalmak”, iyileştirmeye “sağaltmak”, üzülmemeyi telkin için “sağlık olsun”, makul ve yerinde karar verme yeteneği olanlar için “sağduyulu”, bir kimsenin en yakınındaki kişiye “sağ kolu”, damada yardımcı olan kişiye “sağdıç”, elde etmek ve temin etmeye “sağlamak”, bir işlemin kontrol edilmesine “sağlamasını yapmak” ve bir işin aksamadan yürümesine “işi rast gitmek” denir. Sol eli baskın olanlara solak denirken, TDK Sözlüğü’nde sağak veya sağlak adlı bir kelime bulunmaz (ancak halk arasında sağlak kullanılmaktadır). Sol eski Türkçe’de “ters, bozuk” gibi anlamlara geliyor. Aksiliği üzerinde olan kişiler için “sol tarafından kalkmış” deyimi kullanılırken, solmak, “tazeliğini, rengini vb. yitirmek” anlamına gelmektedir.  

Yön tayini insanlar için hep önem arz etmiş ve güneş yön tayininde esas alınmıştır. Prof. Dr. Vahit Türk “Sağ, Oŋ, Sol Sözleri ve Kavram Alanları” başlıklı makalesinde, Orhun Abidelerinde “ön” kelimesinin hem bugünkü anlamda, hem de “doğu” anlamında kullanıldığını belirtiyor. Bu durumda sağ taraf güneyi, sol taraf kuzeyi belirtmektedir. “Sağ” için Oğuz şiveleri dışında “o͠n” kelimesi kullanılmıştır. Kutadgu Bilig’de “o͠n” “sağ, doğru, iyi” anlamında ve ““o͠narmak” da “düzeltmek, rast gitmek” gibi anlamlarda kullanılmıştır. Türkiye Türkçesinde “onarmak” fiilinde bu anlam devam etmektedir. Baheddin Ögel, Sibirya Türklerinin kahraman bir kimse için “sağ omuzu altın, sol omuzu gümüş” deyimini kullandığını belirtir. Türklerde sağ tarafın sembolü “ak koyun”, sol tarafın sembolü “kara koyun” olmuştur. Sağ tarafın “ak” olması, soyluluk ve üstünlüklerini gösteriyordu.

Sağ ve sol, farklı inançlarda nasıl değerlendiriliyor?

Çin felsefesinde ve tıbbında önemli bir kavram olan Yin ve Yang kuramı, her şeyin ayrılmaz ve çelişkili karşıtlar olarak var olduğunu belirtir. Yin; dişili, siyahı, karanlığı, suyu ve Ay’ı sembolize ederken; Yang; erili, beyazı, aydınlığı, ateşi ve Güneş’i sembolize eder. Yin kuzeye; Yang güneye işaret eder, Yin solda, Yang sağda yer alır.

Hint felsefesine göre de vücudumuzda 3 enerji kanalı vardır:

  • İda: İda enerjisi omuriliğimizin sol tarafında olup, Ay’ın enerjisini taşır, rahatlatıcı ve sakinleticidir.
  • Pingala: Pingala enerjisi omuriliğimizin sağ tarafında olup, Güneş’in enerjisini taşır, eylem ve iş halidir. 
  • Sushumna: Denge halidir.

Nefes alma konusunda, ida enerjisi sol burun deliği, pingala enerjisi ise sağ burun deliği ile ilişkilidir. Sol tarafa yatıldığında, sol burun deliğinin çalışması yavaşlar, sağ burun deliği daha aktif olur, bu durum uykunun kötü ve kalitesiz olmasına neden olur. Sağ tarafa yatıldığında ise, sağ burun deliğinin çalışması yavaşlar, sol burun deliği daha aktif olur, bu durum uykunun güzel ve kaliteli olmasına neden olur. Bu açıdan, kişinin sağ tarafına dönerek uyuması tavsiye edilir.

Bu tespit, aslında modern tıptaki nefes alınan burun deliği, beynin yarımküreleri ve sempatik-parasempatik sinir sistemleri arasında ispatlanmış olan ilişkinin farklı bir ifadesidir. Sağ tarafa yatılması durumunda, sağ burun deliğinin çalışması yavaşlar, sol burun deliği daha aktif olur. Sol burundan yapılan nefes alma ile sağ beyin yarımküresinin aktivitesi artar. Sağ beyin yarımküresinin uyarılması, parasempatik sinir sisteminin faaliyetlerini artırmasına, kalp hızının yavaşlamasına, tansiyonun düşmesine ve mide-bağırsak faaliyetlerinin yavaşlamasına neden olur. Bu durumda kalp daha az yorulur ve uyku daha kaliteli bir hale gelir.

Peygamberimizin “Ey amca! Allah’a yemin ederim ki Güneş’i sağ elime, Ay’ı da sol elime verseler yine de bu davadan vazgeçmem…” sözü O’nun kararlılığını ve davasına olan bağlılığını belirtir. Ancak, bu sözünde yer alan Güneş-sağ ve Ay-sol eşleştirmesi de manidardır.

Yoga felsefesine göre, kalp solda bulunduğundan ve sol taraf kardiyak sistemle bağlantılı olduğundan, sol tarafa ağır ve yorucu işler yaptırılmaz, sağ tarafa yaptırılır. Aynı biçimde, Ayurveda’ya göre sağdan kalkmak sakin ve stressiz biçimde güne başlama imkânı sağlar.

İncil, Tevrat ve Zebur’da “sağ el” ve “sağ taraf”a olumlu anlamda referans veren ayetler bulunmaktadır. İncil’de Hz. İsa’nın ihtişamlı gelişinde, bütün milletlerin onun önünde toplanacağı ve O’nun bir çobanın koyunları keçilerden ayırması gibi insanları birbirinden ayıracağı, koyunları (iyileri) sağ yanına, keçileri (kötüleri) sol yanına koyacağından bahsedilir. Hıristiyan gelenekleri sağ ele dayanır, rahip komünyon suyunu sağ eliyle sunar ve alan onu sağ eliyle kabul eder. Tüm kutsamalar sağ elle yapılır ve bir rahip ‘Tanrı’nın güçlü sağ elini’ sembolize eder.

İslam’da sağ ve sol kavramları

Araplar yüzünü doğuya verdiği zaman, sağ taraf (yemîn) güneyi, sol taraf (şimâl) kuzeyi gösterir. Arabistan’ın güneyinde yer alan Yemen, sağda kalır. Yemen bu açıdan “güney/sağ taraf ülkesi” anlamına gelir. Aynı zamanda, yemin “uğur, bereket” anlamlarına geldiğinden uğurlu, bereketli ülkeyi sembolize eder. Bünyamin (nâm-ı diğer Benjamin), Hz. Yakup’un en küçük oğludur, “Güneyin/Sağ Elin/Bereketin Oğlu” anlamına gelir.

Şimâl ise, hem kuzeyi, hem solu, hem de uğursuzluğu simgeliyor. Şam’ın solda ve kuzeyde yer aldığına dikkat çekmek gerekiyor. “Açma şu şom ağzını!” haykırışındaki şomun uğursuzluğu ifade ettiğini belirtmeye gerek yok sanırım. Kur’an’da geçen ashâb-ı yemîn veya ashâb-ı meymene, kelime olarak kitabı sağdan verilecek cennetlik insanları belirtirken, ashâb-ı şimâl veya ashâb-ı meş’eme de kitabı soldan verilecek cehennemlik insanları ifade etmektedir. Türkçe’de kullandığımız meymenetsiz kelimesi de “uğursuz” anlamındadır.

Yemin sağ anlamına geldiğine göre, “yemin etme”deki yeminin “sağ” ile bir bağlantısı olabilir mi? Bununla ilgili 3 farklı yorumun yapıldığını gördüm. Birincisi, yeminde sağ elin kaldırılmasına, ikincisi, Araplar içinde ant içme, anlaşma ve alışveriş yapmada sağ elle musafaha yapılmasına, üçüncüsü de ant içilirken birinin sağ elini, diğerinin sağ elinin üstüne koymasına bağlamaktadır. Her 3 yorumda da ortak nokta sağ elin kullanılmasıdır. Dolayısıyla yemin etmek, sağ el ile bağlantılı bir eylemdir.

Dinimize göre, Kirâmen kâtibin meleklerinin biri insanın sağında, diğeri solunda bulunur. Sağdaki melek iyilikleri, soldaki ise kötülükleri yazmakla görevlidir. Namazda önce sağ omuza, sonra sol omuza selam verilir.  Kâbe tavaf edilirken, sağdan sola doğru dönülür. Bir toplulukta su ikram edilirken, sağdaki şahıstan başlanarak soldakilere doğru dağıtılması Peygamberimizin bir sünnetidir. Peygamber Efendimizin (SAV) yerken-içerken, abdest/gusül alırken, elbise ve ayakkabı giyerken, mescide girerken, saçını tararken, diş fırçalarken, namazdan çıkarken, tokalaşırken, birşeyi alıp verirken sağ elini/tarafını kullandığını/tercih ettiğini veya tavsiye ettiğini görüyoruz. Ancak, tuvalete girerken, mescidden çıkarken, elbise veya ayakkabıyı çıkarırken, tahâret veya burun temizliği yaparken sol organları kullandığını görüyoruz.

Günümüzde sağ el-sol el konusunun özellikle yeme-içme konusunda gündeme geldiğini görüyoruz. Bazı âlimler yeme-içmede sağ elin kullanılmasını zorunluluk olarak değerlendirmiştir. Ancak âlimlerin çoğunluğunun görüşüne göre, sağ elle yiyip içmek müstehap görülmüş, sol elini kullanmak ise hoş karşılanmamıştır. Ayrıca Peygamber Efendimizin, sağ eline hurmayı, sol eline de karpuzu alarak veya sağ eline salatalık, sol eline hurma alarak yediğine ilişkin rivayetler bulunmaktadır. Bu yüzden özürsüz olarak sol elle yemek mekruh görülmüş, ancak yemek yeme sırasında sol eli de kullanıp onun sağa yardımcı olmasında bir mahzur görülmemiştir.

Siyasi veya ekonomik anlamdaki sağcılık-solculuğun Kur’an’daki ifadelerle bir ilişkisi var mı?

Siyasi ve ekonomik sağ ve sol kavramlarının, “kültürel ve dini anlam” ile ilgisi bulunmuyor.

Bu ayrıma, Fransız Devrimi sırasında siyasetçilerin oturma düzenleri neden olmuştur. 1789 yılında, Fransa Ulusal Meclisi üyeleri Anayasa çalışmaları için bir araya gelir. Delegeler, Kral 16. Louis’nin yetkilerinin belirlenmesinde fikir ayrılığına düşerler. Krala karşı olan devrimciler başkanın solunda, Kralın destekçisi gelenekçiler başkanın sağında oturmaktadır. Tartışmalar esnasında sağ-sol kavramları kullanılmaya başlayınca yıllar içinde siyasi duruşu ifade eden birer kavram haline dönüşmüştür.  İşin ilginç tarafı, mecliste öncesinde aristokratlar ve rahipler sağda, burjuvalar solda otururken, bir dönem sonra burjuvalar aristokrat ve rahiplerin yerine geçmiş, sol tarafa işçi haklarını savunan temsilciler geçmiştir. Böylelikle Fransa’da bir dönemin solcuları yeni dönemin sağcıları olmuştur.

Bazı meal yazarları, Vakıa suresinin 8-9. ayetlerine “Sağcılar(a gelince) o sağcılar ne mutludurlar! Solcular(a gelince) o solcular ne bedbahttırlar!” biçiminde meal vermiş olsa da, çoğu meal yazarı âyetlerin siyasi ve ekonomik sağ/sol ile bağdaştırılmaması için gereken hassasiyeti göstermiş ve sağcı/solcu şeklindeki tercümeyi kullanmamıştır (Bkz. Murat Kayacan, “Sağ(cılık) ve Sol(culuk) Kavramları ile Bu Kavramların Kur’an Meallerindeki Kullanımları”).

Dünya’da solaklığın yaygınlığı nedir?

Solak olmak sadece ele has bir durum değildir. www.bbc.com‘da yayımlanan Hannah Fry’ın makalesinde yer alan bilgilere göre, insanların % 40’ında sol kulak, % 30’unda sol göz, % 20’sinde sol ayak ve % 10’unda sol el ağır basıyor. Neandertallerin el kullanımının tahminine yönelik yapılan bir araştırmada, sol el için yine 1/10 oranı tespit edilmiştir. Belfast’taki Queen’s Üniversitesinden Peter Hepper, anne karnındaki bebeğin hareketlerini ultrasonla takip ederek, doğduktan sonra hangi elini baskın kullanacağını tahmin etti. Hepper, her 10 bebekten 9’unun sağ elinin başparmağını emdiğini ve bunun da genel nüfusun ortalamasını yansıttığını belirtmiştir. Bu çocuklar büyüdüğünde aynı ellerini kullanmaya devam ediyordu.

Bazı kaynaklarda, her iki elini de kullanabilenlerin (ambidekster) oranı % 30’a ulaştığından,  sağ eli baskın olanların oranı % 66 ve solakların oranı % 4 olarak verilmiştir.

Yapılan çalışmalarda, solaklığın kadınlara göre erkeklerde, zamanında doğan bebeklere göre erken doğan bebeklerde ve heteroseksüellere göre eşcinsellerde daha yüksek olduğu gözlenmiştir.

Solak olmanın nedenleri nelerdir?

Beyin, iki hemisferden oluşmaktadır. Sağ ve sol hemisferler hem anatomik, hem de işlevsel olarak farklıdır. Beynin sağ kısmı sol tarafı, sol kısmı ise sağ tarafı kontrol etmektedir. İnsan beyninde sağ ve sol hemisferde farklı fonksiyonlar lokalize olup, bu asimetri sayesinde bir hemisfer zaman boyutunda, diğer hemisfer ise uzaysal boyutta analiz yeteneği kazanmıştır. Ancak birçok nörolojik bo­zuklukta normal beyin asimetrisi bozulur.

Sağ veya sol el tercihinin nörofizyolojik mekanizması henüz kesin olarak aydınlatılamamıştır. Ancak el tercihi üzerinde etkili olan pek çok faktör vardır. Bu konuda daha geniş bilgi için benim de yararlandığım, “Farklı Bir Açıdan Bakış: Sol Elim” Uzm. Dr. Bengü Özdemir, Prof. Dr. A. Şebnem Soysal; “El Tercihi Ve El Tercihini Belirleyen Etkenler” Prof. A. Şebnem Soysal, Prof. Dr. Ebru Arhan, Prof. Dr. Aysima Aktürk, Doç. Dr. Handan Can; “Solak İle Sağlak Çocuklar Arasında Vücut Parametrelerinde Bir Fark Olur Mu?” Uzm. Dr. Mete Özdikici; “Solaklık uçuş becerisini etkiler mi?” Prof. Dr. Muzaffer Çetingüç ve Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta’nın popüler makalelerini okuyabilirsiniz.

Baskınlığın oluşmasında belli bir genin etkisinin olduğunu ileri süren araştırmacılar bulun­maktadır. Ancak sol hemisfer baskınlığı için belli bir gen bulunurken, sağ hemisfer baskınlığı için benzer bir durumun olmaması, bu yaklaşımın eleştirilmesine neden olmuştur.

Genetik olarak; anne, baba ya da her ikisinde de solaklık varsa, çocuğun solak olma olasılığı artmaktadır. Özellikle anne solak ise, oran daha yüksek olmaktadır. Yapılan bir çalışmada, sağ elini kullanan anne-babadan solak erkek çocuk olma oranı % 10.4 (kızlar için % 8.5) iken, solak anne-babadan solak erkek çocuk olma oranının % 27’ye (kızlar için % 21.4) yükseldiği görülmüştür.

Eylül ve Şubat ayları arasında doğan erkek bebeklerde solaklık oranının yüksek olduğu tespit edilmiştir.

Annenin yanlış beslenmesi, radyasyona maruz kalması, madde ve alkol kullanması solak bebek doğurma olasılığını artırmaktadır.

20 yaş altında ve 30 yaşından büyük hamileliklerde solaklık oranı artmaktadır. Bu durum, düşük ağırlıklı bebek doğurma oranının artması ile ilgili de olabilir, çünkü düşük doğum ağırlıklı bebeklerde solaklık oranı fazladır.

Bazı yaklaşımlara göre, solaklık bebeğin anne rahminde gelişimi sırasında karşılaştığı bazı sorunlardan kaynaklanmaktadır. Beynin oluşumu sırasında ortaya çıkan bir problem beynin sağ yarısının hakim olmasına, bu da solaklığa neden olmaktadır.

Doğum öncesinde bir nedenle testosteron hormonunda artış olmasının el tercihi üzerine etkisi olduğu düşünülmektedir. Testosteron yüksekliğinde solaklık artmaktadır. Testesteron fetal hayatta sol hemisferin büyümesini geciktirmekte ve baskınlığın sağ hemisfere kayma­sına neden olmaktadır. Bu da solaklığa yol açmaktadır.

Bazı araştırmacılar ise, sol hemisferin sağ hemisfere göre daha fazla oksijene ihtiyaç duyduğunu ve zedelenmelere daha yatkın olduğunu, bu nedenle fetüs beynine oksijenin yeterli gitmediği durumda solaklığın oluştuğunu ileri sürmektedirler. 

Beyin asimetrisinin en erken 30. Haftadan itibaren oluştuğu belirtilmektedir. 30 haftanın altında doğan bebeklerde, zamanında doğan be­beklere kıyasla, asimetrinin oluşumu ve lateralizasyonun belirginleşmesi sırasında, hasarların ortaya çıkma olasılığı yüksektir.

Doğacak bebeğin solak olma ihtimalini artıran etkenler arasında gebelik sayısı, düşük APGAR (Yeni doğmuş olan bebeğin sağlıklı olma halini gösteren test) puanları, doğum sırasında maruz kalınan stres, doğum pozisyonu, doğum ağırlı­ğı da bulunmaktadır. Doğum stresi ilk gebelikte ve çoğul gebeliklerde daha sıktır. Bu da ilk gebelikte ve ikizlerde solaklığın artmasına katkıda bulunmaktadır.

Bazı bilim insanları, solaklığı iç organların eşit olmaması, vücudun her iki tarafındaki temiz kan damarlarının aynı hızla gelişmemiş olması, kol kemiklerinin aynı büyüklükte olmaması ve çocuk henüz doğmadan ana rahmindeki duruşunun oluşturduğu farklılıklardan kaynaklanabileceğini ileri sürerler.

Kültürel farklılıklara gelince; toplumlarda anne-baba, öğretmen ve çevre etkisi ile el tercihi değiştirilebilmektedir. Bu yönlendirmeler, genetik aktarımın da önüne geçebilmekte, tercihin belirlenmesini etkile­mektedir.

Beynin sağ kısmını konuşmadan sorumlu olan sol hemisfer yönetir. Bazı bilim insanlarına göre sağ eli baskın kullanmanın nedeni dilin gelişmesidir. Dilin gelişmesiyle birlikte insanlar istem dışı sağ el kullanmaya başlıyor.

El tercihi ne zaman kesinleşir?

Çocuklarda tercih edilen el, özel testler, gözlem veya sorulan sorular ile belirlenebilmektedir.

El tercihi ilk olarak 1-1,5 yaşlarında ortaya çıkmaya başlar, 3 yaşında yerleşir ve 8 yaşlarında kesinleşir.

Solak olmanın avantajları

Solaklar içinden sıradışı yetenekte kişiler çıkabilmektedir. Londra’daki UCL Üniversitesinden psikolog Chris McManus bu durumu şöyle değerlendirir: “Sol elini kullananlar bazı bakımlardan daha yetenekli iken bazı alanlarda da dezavantajları olabilir. Solaksanız beyniniz normalden farklı biçimde organizedir ve bu da size başkalarında olmayan yetenekler sunar.”

İncil’de solak olan 700 seçme nişancıdan bahsedilmekte olup, hepsi de bir kılı sapanla vuracak kabiliyette tasvir edilmiştir.

Solaklar içinden birçok üretken ve başarılı ünlü çıkmıştır: Michelangelo, Muhammed Ali Clay, Rafael, Picasso, II. Ramses, Julius Sezar, Leonardo da Vinci, Büyük İskender, Fidel Castro Napoleon Bonaparte, Beethoven, Mozart, Phil Collins, Benjamin Franklin, Bach, Albert Einstein, Bill Clinton, Martina Navratilova, D. A. Maradona, Pele, Marlyn Monroe, Greta Garbo, Tom Cruise, Keanu Reeves, Charlie Chaplin, Jim Carrey, Robert De Niro, Morgan Freeman, Angelina Jolie, Nicole Kidman, Brad Pitt, Julia Roberts, Sylvester Stallone, James Cameron, Spike Lee, Celine Dion, Bob Geldof, Sir Paul McCartney, Ricky Martin, Aristo, Neil Armstrong, Henry Ford, Marie Curie, Winston Churchill, Bill Gates, Steve Jobs, Oprah Winfrey, Barack Obama, Isaac Newton…

Solak olmanın dezavantajları

Solaklar, sağ eli baskın olanlara göre ortalama 8-10 yıl daha az yaşamaktadır. Bu durum, hem solakların bazı rahatsızlıklarla daha çok karşı karşıya kalmalarına, hem de tüm dünyada sağa göre planlanmış bir düzen olduğundan daha çok kazalara maruz kalmalarına bağlanmaktadır.

Bazı hastalıklar ve rahatsızlıklar solaklarda daha fazla görülmektedir: Diyabet, enflamantuar bağırsak hastalıkları (ülseratif kolit, Crohn hastalığı), migren, sağırlık, ruh ve sinir hastalıkları (saldırganlık, otizm, öğrenme güçlükleri, uyku bozuklukları, şizofreni, kekemelik, epilepsi, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, Alzheimer hastalığı, obsesif kompulsif bozukluk, antisosyal davranış bozuklukları, ilaç ve alkol bağımlılığı, yeme bozuklukları, panik atak, depresyon), immün sistem hastalıkları, alerjik hastalıklar, motor koordinasyon güçlükleri…  Oxford Üniversitesinden gelişim nöropsikologu Prof. Dr. Dorothy Bishop, Down Sendromu, epilepsi ve serebral palsi gibi rahatsızlıklarda sol-sağ el oranının % 10-90 değil, % 50-% 50 olduğunu gözlemlemiştir.  Bishop, solaklığın neden değil, sonuç olduğunu belirtir.

Solaklar, sağ elliler için üretilmiş cihaz ve aletleri kullanmakta zorlanmaktadır. Klavye, makas, sağdan kolçaklı sandalyeler, saat, otomobil vites kolu, tüfek kurma kolu vb… Ancak solaklara özel üretilmiş cihaz ve aletlerle bu dezavantaj giderilmeye çalışılmaktadır.

Solaklarda boşanma ve çok eşlilik oranı daha yüksektir.  

Neden genel olarak tüm kültürlerde sağ olumlu, sol olumsuz değerlendirilmiş olabilir?

Akdeniz Üniversitesi Psikoloji Bölümünden Doç. Dr. Evrim Gülbetekin “Sağ = Sol? ‘Sağ-sol’ kavramları ve beyin asimetrisi” başlıklı makalesinde, insanların sağa ve sola olumlu/olumsuz anlam atfetme eğilimini nörobilim bakış açısından değerlendirmiştir. Birincisi, sağ ellilerin çoğunlukta olduğu bir dünyada genellikle kurallar hep sağ elini kullananların rahat edeceği şekilde oluşturulmuştur. Bu sistemde, sağ el kullanılarak yapılan işler daha başarılı olmakta, sol ellerini kullanarak yaptıkları işler ise genellikle başarısızlık ile sonuçlanmaktadır. Pekiştirme temelinde ele alındığında, bir işte sağ eli kullanmak daha olumlu bir durumla sonuçlandığı için bireyin kendisi, ailesi ve toplum tarafından da sağın olumlu, solun olumsuz algılanması pekiştirilmiş ve bu durum zamanla dile ve kültüre de yansımıştır.

Evrim Gülbetekin, ikinci etkenin insanın anatomik yapısı olabileceğini düşünmektedir. Kalbin konumu bu inançların oluşmasında önemli rol oynamaktadır. Eğer sol tarafa yatmak kalbin üzerinde büyük bir baskı oluşturuyorsa, kişide yaşanan bu fizyolojik sıkıntı, olumsuz durumlarda deneyimlenen yaşantılarla benzerlik taşıdığı için söz konusu yaşantı rüyalarda korku, üzüntü, kaygı gibi negatif duygularla ilişkili bir durum ortaya çıkıyor olabilir. Öte yandan sağ tarafa yatmak kalp üzerinde herhangi bir baskı oluşmadığı için sola dönük yatmaya göre kötü rüya görme olasılığı daha düşük olabilir.

Üçüncü etken; duygunun negatif ya da pozitif oluşuna bağlı olarak farklı beyin hemisferlerinin aktive olduğu öne süren “Değerlik Hipotezi”ne (Valence Hypothesis) dayanmaktadır. Buna göre, sağ hemisfer korku, üzüntü gibi olumsuz duyguları işlemekte özelleşme gösterirken, sol hemisfer mutluluk, neşe gibi olumlu duyguları işlemek üzere özelleşme göstermektedir. Yapılan bilimsel çalışmalar sol hemisferin pozitif duygularla, sağ hemisferin ise negatif duygularla ilişkili olduğunu göstermektedir. Söz konusu makalede bazı örnekler de verilmektedir. Yapılan bir çalışmada, özellikle sağ el kullanan katılımcıların kendilerine sunulan çeşitli yüz ifadelerini sol görsel alanda (sağ hemisfer) gördüklerinde daha olumsuz değerlendirdikleri, sağ görsel alanda (sol hemisfer) gördüklerinde ise daha olumlu değerlendirdikleri gösterilmiştir. Yine benzer bir çalışmada, olumlu ve olumsuz yüz ifadeleri hem sağ hem sol görsel alana sunulmuş,  sol hemisfere (sağ görsel alana) sunulan mutlu resimlerin daha mutlu değerlendirildiği; sağ hemisfere (sol görsel alana) sunulan üzgün resimlerin ise daha üzgün değerlendirildiği gösterilmiştir. Lezyon çalışmaları da sol hemisferine hasar gelen hastaların daha depresif olduğunu, sağ hemisferine hasar gelen hastaların ise daha heyecanlanabilir ve manik yapıda olduğu bulgusu ile bu görüşü desteklemiştir. Buna göre, Evrim Gülbetekin bedenin solu ile ilgili hislerin, duyumların ya da motor hareketlerin negatif duygularla ilişkilenebileceğinin, bedenin sağı ile ilgili hislerin, duyumların ve motor hareketlerin de pozitif duygularla ilişkilenebileceğinin beklenebileceğini vurgulamaktadır. Örneğin Türk kültüründe sağ elin kaşınması paranın geleceği, sol elin kaşınması paranın gideceği ile ilgili yorumlanmaktadır. Yine sağ kulak çınlaması birilerinin hakkında iyi bir şey konuştuğu, sol kulak çınlaması kötü bir şey konuştuğu şeklinde yorumlanmaktadır. Zamanla bu duyum-duygu eşleşmeleri öğrenmeler yoluyla da pekiştirilerek bir inanç haline gelmiş olabilir.

Sonuç olarak, sağa olumlu, sola olumsuz anlamlar atfetme kültürden bağımsız, evrensel bir eğilimdir. Sağa olumlu, sola olumsuz anlamlar atfetmek insanın fizyolojik sistemiyle, beynin anatomisiyle ve buna bağlı olarak ortaya çıkan insan bilişi ve kavrayışı ile ilgili gibi görünmektedir. İnsan, doğa ve kültür arasındaki etkileşimin canlı bir örneği durumundadır. 

Modern protokol kuralları ile inanç çatışması

Protokol kurallarına göre, çatalın sol elde, bıçağın sağ elde tutulması gerekir. Ramazan Bingöl’ün 03.04.2017 tarihli “Çatal sağda” başlıklı yazısında, çatalın kadim bir sofra aracı olmadığını, Batılı toplumlarda yaygınlaşmasının 18. yüzyılda gerçekleştiğini belirtmektedir.

Çatalın sol elle tutulması, Avrupa’da başlamış bir adettir ve muhtemelen sağ el daha kuvvetli olduğu için daha zor olan kesme işlemini yapabilmesi için bıçağın sağ ele alınmasından kaynaklanmaktadır. Ancak Amerika Birleşik Devletleri’nde çatal bıçak kullanımı Avrupa’ya göre farklıdır. Amerika’da sol elde çatal, sağ elde bıçak tutulsa da kesme işleminin ardından çatal sağ ele geçirilir ve yeme işlemi sağ elle gerçekleştirilir. Bazıları bu farklılığı Amerika ve çevresinde çok fazla et tüketimi olmasına bağlamaktadır.

Mehmet Yaşin 31.10.2015 tarihli “Yeni Çatal Devrimi” başlıklı yazısında, “sol elde çatal, sağ elde bıçak” kuralına karşı bir başkaldırı olduğundan bahsediyor: “Son yapılan araştırmaya göre, özellikle gençler arasında çatalı sol eline alanların sayısı yüzde 23 kadar azalmış durumda. Avrupalılar, yeme-içme konusunda kabalıkla suçladıkları Amerikalıların peşine takılmış gibi görünüyorlar. Sloganları ise şöyle: ‘Önce doğra sonra ye’”

Uzakdoğu’da çubukların, bazı Ortadoğu ülkeleri ve Hindistan’ın içinde olduğu birçok ülkede parmakların yeme aracı olduğu ve birçok Batı ülkesinde “sol el çatal, sağ el bıçak” kuralının protesto edildiği gözönüne alındığında, ülkemizde sağ elle yemek yiyenlere “protokol dayatması” yapılması ne kadar hazindir.

Fıtrata dönüş

İnsanlarda sağ el tercihinin toplumda bu kadar yaygın olması, günümüze has bir şey değildir, tarih öncesi dönemlere kadar uzanmaktadır. Yeni ve küçük aletlerin, büyük ve çok amaçlı aletlerin yerini aldığı Paleolitik döneme ait ev araç-gereçleri, silahlar vb. incelendiğinde bu aletlerin de sağ ele yönelik yapıldığı görülmektedir.

Geçmişten günümüze dünya halklarının hijyen imkanlarına erişiminin yetersiz olması, sağ elin temiz, sol elin ise kirli işlere yönelik tahsis edilmesindeki hikmetin güzelliğini ortaya koymaktadır.     

Tabiatta baskın yönelim “sağdan sola” doğrudur. Örneğin, normal DNA sarmalı sağdan sola doğru bir kıvrılma gösterir. Hatta Nobel Kimya Ödülü sahibi Prof. Dr. Aziz Sancar, 5 TL üzerindeki DNA modelinin yanlış çizildiğini, DNA sarmalının sağdan sola gittiğini belirtmiştir. Güneş sisteminde gezegenlerin çoğunun dönüşleri sağdan soladır.

Modern kültürün geleneksel evrensel mirası yok sayarak, eşit bir sağ-sol algılamasına gitmesi büyük hatadır. İnsan anatomi ve fizyolojisiyle uyumlu değildir. Kol ve bacaklar açısından bedenin iki tarafı simetrik olsa da, iç organlarda asimetrinin olması, kalbin sol tarafta yer alması ve beyin hemisferlerinin farklı bölgeleri idare etmesi dikkate alınması gereken bir asimetriyi göstermektedir. Bu da sağ ve sol tarafa eşit davranma paradigmasını bozmaktadır. Solakların ortalama 8-10 yıl az yaşamasında sol tarafı daha etkin kullanmalarının da bir etkisi olup olmadığı üzerine bilim insanlarının çalışması gerektiğini düşünüyorum.    

Yazı içinde sol hemisferin mutluluk ve neşe gibi olumlu duygularla ve sağ hemisferin korku ve üzüntü gibi olumsuz duygularla ilişkili olduğunu ortaya koyan çalışmalardan bahsetmiştim. Burada, Peygamberimizin eyleme göre “sağ” veya “sol”u tercihinin, şöyle bir hikmeti olabileceğini düşünüyorum. Örneğin, mescide sağ ayakla girildiğinde, sol hemisferle ilişkili olumlu duygular besleniyor, mescide kavuşma güzel bir duygu ile eşleştiriliyor ve birbirini pekiştiriyor olabilir. Ancak, mescidden sol ayakla çıkıldığında, sağ hemisferle ilişkili olumsuz duygular besleniyor, mescitten ayrılma ile mescitten uzaklaşmanın hüznü eşleştiriliyor ve birbirini pekiştiriyor olabilir. Tersinden bir örnek daha verirsek, tuvalete sol ayakla girildiğinde, tuvalete girme buranın ihtiyaç için girilen ve fazla durulmaması gereken bir mekân olduğu duygusu ile eşleştiriliyor ve birbirini pekiştiriyor olabilir. Ancak, tuvaletten sağ ayakla çıkıldığında kirli bir mekândan temiz bir mekâna çıkma ile olumlu bir duygu eşleştiriliyor ve birbirini pekiştiriyor olabilir. 

Sağı da solu da yaratan Allah’tır. Sağ da bizimdir, sol da… İnsan bedeni içinde “sağ iyi, sol kötü” gibi bir anlayış kabul edilemez. Ancak sağ ile sol arasında Peygamberimizin tavsiyeleri istikametinde doğal işbölümü yapmak ve insanlığın evrensel mirasını devam ettirmek, bizi “fıtratın” yolunda tutacaktır.

 Herşeyin doğrusunu O bilir.

Dr. Erdinç Tekbaş

07/08/2022

(435)

kez okunmuştur.

(435)

Speak Your Mind

*